Ramazan Bayramı

Anasayfa » Ramazan Bayramı
share on facebook  tweet  share on google  print  

Ramazan Bayramı

Dostluk ilişkilerinin güçlendiği, hoşgörünün, yardımlaşmanın arttığı günler olan dini bayramlar pek çok güzel geleneği de içerir: Çocuklara para ve armağanlar, yoksullara fitre ve zekât vermek; komşuların, akrabaların evlerini ziyarete gitmek; kurban kesmek, topluca bayram namazına gitmek bayram günlerinin adetlerindendir. Geleneksel İslam toplumlarında Şeker ve Kurban bayramları gelenekleri, şenlikleri ve ibadetleriyle yılın önemli dini bayramlarıdır. Üç gün süren Şeker Bayramı Ramazan'dan sonra geldiği için Ramazan Bayramı olarak da adlandırılır. Geçmişte Osmanlı kentlerinde yılın en ayrıcalıklı ve renkli ayı olan Ramazan da bir bayram sevinci içinde yaşanırdı. Ramazan'ın önemli özelliklerinden biri de verilen gösterişli iftar yemekleriydi. Her akşam orucun bozulmasından sonra halk kahvehanelere gider, burada hikâyeler anlatan meddahları ve Karagöz gösterilerini izlerdi. Kimi yerlerde çadır tiyatrolarına, Batı örneğindeki tiyatronun Türkiye'ye girmesinden sonraki dönemde ise tiyatrolara gidilirdi.

         Bu bakımdan Ramazan ayı, yıl içinde gösterilerin çokça olduğu bir çeşit tiyatro mevsimi gibiydi. Meddahlar, kahvelerde Ramazan ayı boyunca her akşam hikâye anlatırdı. Bu hikâyeler televizyondaki diziler gibi zincirleme anlatılır, halk hikâyenin gerisini öğrenmek için her akşam aynı kahvehaneye giderdi. Karagöz gösterileri de öyleydi. 28 gün boyunca her akşam bir oyun gösterilir, her oyunun sonunda ertesi günkü oyunun adı verilirdi. Geceleri mahyalar kurulur, kandiller uçurulurdu. Mahya kurmak için camilerin iki minaresi arasına ipler gerilir, bunların üzerine yağ kandilleriyle yazılar yazılır, resimler yapılırdı. Mahyacılık ustalık isteyen bir sanattı. Bu sanat günümüze kadar gelmiştir, ancak günümüzde kandil yerine elektrik ampulü kullanılıyor. 17. yüzyılda uygulanmaya başlanan mahyacılık önceleri yalnızca Ramazan'a özgünken, Sultan III. Ahmed döneminde (18. yüzyıl) bayramlarda da mahya düzenlemesine başlanmıştı.

        Mahyalarda daha çok "Hoş Geldin" gibi Ramazan'a ithaf edilen ya da Allah'ın adı ve nitelikleriyle ilgili yazılar kullanılırdı. Mahyalarda ayrıca, karanfil, lale, cami, köprü, kayık, gemi, kuş, balık, köşk, fıskiye ve araba gibi konulardan da resimler yer alırdı. Bir de kinetik diyebileceğimiz bir düzenekle hareket eden mahyalar vardı. Minareden minareye çekilmiş paralel ipler üzerinde kandiller uçurulurdu. Ortaya hareketli tablolar çıkardı: En alttaki ipte içinde balıklarla su, ortadaki ipte bir köprü resmedilir, en üstteki ipte de bir araba, sanki köprü üzerinde gidiyormuş gibi hareket ederdi. Bayramların en önemli özelliklerinden biri de uygun alanı bulunan semtlerde kurulan bayram yerleriydi. Burada her yaştan insanı ilgilendirecek, oyalayacak şeyler bulunurdu. Bugün lunaparklarda görülen salıncaklar, dönme dolaplar, atlıkarıncalar ve tahtıravalliler bayram yerlerinin en sevilen eğlencelikleriydi.

          Bunlara yalnız çocuklar değil, büyükler de binerdi. Atmeydanı, Cinci Meydanı, Kadırga, Aksaray, Yenikapı, Edirnekapı, Vefa Meydanı, Şehremini, Yeni Bahçe, Tophane Alanı, Kasımpaşa, Kulaksız, Beşiktaş, Ihlamur, Kadıköy, Haydarpaşa, Kuşdili, Bülbül Deresi, Doğancılar ve Çemberlitaş İstanbul'un değişmez bayram yerleri arasındaydı. 16. yüzyılda, Çemberlitaş'taki bayram coşkusunu anlatan bir suluboya resim, bugün Viyana Devlet Kitaplığı'nda bulunuyor. Bu resimdeki kadınlı, erkekli kalabalık, çalgıcı takımı, bayram yerlerinin şaşmaz koku satıcısı, kadınları taşıyan atlı bir araba ve yapraklarla, sarmaşıklarla bezeli büyük boy bir 'kol salıncağı' bize o günlerin bayram yerleri hakkında bir fikir veriyor. Salıncak, bayram yerlerinin en rağbet gören eğlencesiydi. Salıncaklarla yarışma da yapılıyordu. Çok yüksek salıncakların en üstüne nar, armut, elma, portakal gibi yemişler asılıyor, kim salıncakta en yükseğe erişirse, bu yemişleri eliyle ya da ağzıyla koparıyor, en çok meyve kopartan o yarışta birinci oluyordu.

         Bu tür salıncaklarda iki yanda yer alan üçer kişi de iplerin yardımıyla sallanmaya yardımcı olurlar ve kendilerine birkaç akçe bahşiş verilirdi. Dönme dolapların bir büyüğü, bir de çocuklar için küçüğü olur, bunlar elle döndürülürdü. Dönme dolaplar su üstünde bile kurulabiliyordu: Örneğin, 1720'de Sultan III. Ahmed'in çocuklarının sünnet düğünü için yapılan ve on beş gün süren şenlikte, Haliç'te üzerinde köçekler dans eden bir sala kurulmuş dönme dolabı bir minyatürde görüyoruz. Bayram yerlerine çocuklar arabalarla gelir, hep birlikte bayram şarkıları söylerlerdi. Çadırlar içinde türlü türlü gösteriler olur, danslar edilir, akrobatlar, maymun oynatanlar, keçi oynatanlar becerilerini sergilerdi. Çadırların önünde yarısı balık, yarısı kız denizkızı ya da yarısı yılan, yarısı kız yaratıklar gösterilirdi. Kuruyemişçiler, elma ve horoz şekeri satanlar, muhallebiciler, kaymakçılar, macuncular, gevrekçiler, şerbetçiler, simitçiler bayram yerini doldururdu. Ama, çocukların en çok ilgisini çeken satıcılar, Eyüp oyuncakları satan oyuncakçılardı.

        Eyüp oyuncakları tahtadan, tenekeden, deriden ve pişmiş topraktan yapılır, ilginç bir biçimde boyanır, aynalarla bezenirdi. Sarayda ise bayramlarla ilgili törenler çok sıkı protokol kurallarına bağlıydı. Bunların ilki, Topkapı Sarayı'nın ikinci avlusunda düzenlenen Arife Divanı'ydı. Devlet ileri gelenleri, saray görevlileri bayramlaşırken mehter takımı da büyük köslere vururdu. Bunu izleyen güne 'Muayede-i Hümayun' denirdi. O gün Hazine'de saklanan altın kaplama taht çıkartılır, padişahla bayramlaşılırdı. İlk etek öpme sırası padişahın hocasının olurdu. Padişahın bayram namazı için saraydan çıkıp camiye gitmesi de büyük törenlerle gerçekleşirdi. Neşe içinde kutlanan bayramlar yalnızca sevinç, oyun ve eğlence günleri olmakla kalmaz, toplumsal birlik ve dayanışma duygusunu da pekiştirirdi.

* Prof. Dr. Metin And, Türkiye Bilimler Akademisi Üyesi. (Skylife dergisinden,
http://www.thy.com/tr-TR/skylife/archive/tr/2002_12/konu4.htm#1 sayfasından 23.102005 tarihinde aynen alınmıştır)